Perşembe, 27 Nisan 2017
Anasayfa / Mineral / Bir Filmin Kitabından: Otomatik Portakal
Otomatik Portakal

Bir Filmin Kitabından: Otomatik Portakal

Anthony Burgess’ın romanı Otomatik Portakal’da hayatı şiddet üzerine kurulmuş Alex ile onu beyni yıkanmış bir robot haline getirmek isteyen, şiddeti önlemeye çalışan bir devletin yarattığı korkunç dünya, ürkütücü ve dehşet verici olduğu kadar düşündürücü bir biçimde anlatılır.

Vicdanın seni, hemen hemen her hayati davranışın içgüdüsel olduğu hayvanlardan farklı kılandır. Yalnızca zekan değildir insan olmanı sağlayan…

Önünde seçenekler vardır senin de türünün kalanı gibi; iyi olmayı seçebileceğin gibi kötü olmayı da seçme hakkına sahipsin. Bir hayvana ya da insana zarar verebileceğin gibi, diğerlerinin hayatını güzelleştirmeye de tüm ömrünü adayabilirsin.

Otomatik Portakal denildiğinde Stanley Kubrick‘in yönetmenliğini yaptığı Anthony Burgess‘in aynı adlı yapıtından uyarlanan 1971 yapımı 137 dk.’lık Amerikan filmi gelir… ”Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yönetmiş uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum.”

Otomatik Portakal, Alex adında on beş yaşındaki bir çocuğun hayatından kesit anlatılır, vicdanının sesini uyuşturucuya bırakmış üç arkadaşın anlatısıdır bu.

Okuldan çıktıktan sonra evlerine kısacık bir zaman için uğrayan, sonra kendilerini karanlık barlara, buradaki alemlere bırakan birçok çeteden yalnızca biridir onlarınki.

Paraları bittikten sonra yeniden dışarıya çıkarlar, bir dükkan soyulur bundan sonra, ardından bir kadın tecavüze uğrar, yeniden aynı karanlığa, o bara dönülür ve içkiler ısmarlanır…

Evlere dönülür sonra, ailelere çalışıyorum yalanları söylenir… Hayatını, sistemin örümcek eli olan devletin tüm ayrıntılarına varana dek düzenlendiği anne babaların boğazına bir yumruk oturur o zaman ve suskunlukların sebebi biraz da korku olur.

Alex Otomatik Portakal

Bu çeteler bir gece, sadizmin de efendisidir onlara göre; bu zamanlarda kütüphane kapısının önünde yaşlı bir adam dövülüp evine çıplak ve perişan bir halde gönderilebilir; bu zamanlarda karşılaşılan bir diğer çeteyle ölümüne kavga edilir.

Alex daha önce de suç işlemiş ve ıslah evinde kalmıştı. Bu nedenle bir sosyal hizmetler elemanının aralıklı gözetimi altındadır. Adam arada bir gelir gece olup bitenleri sorar fakat elinde kanıt olmadığı için sadece sormakla yetinirdi. Alex işte o zaman önceki geceyi hatırlar ve bir sonraki gece için yapabileceği kötülükleri düşünürdü…

Hırsızlık için evine gidip başına vurduğu kadın ölmüştü. Bu yüzden 2 yılını hapiste geçirdi Alex. Artık onun adı Alex değildi. ”66553211”

Aklını kaybetmemesinin tek nedeni her şeye rağmen tanrıya inanmasından hoşlanan hapishane rahibinin ona iyi davranmasıydı. Alex hücrelerinde bir adamı öldürdükleri gecenin ertesi gününde içişleri bakanını karşısında buldu. Bakan ona yeni bir yöntem için kobay olmasını öneriyordu. Yöntem onu ilkelliğinden kurtaracak, erdemli hristiyan haline getirecekti. Tedavinin ardından salıverileceğini öğrenen Alex kağıtları imzalamakta hiç de geç kalmadı.

17 yaşındaki Alex, işlediği suçları düşündü ve bir laboratuvarda geçireceği zamanların daha iyi olacağını düşündü. Tüm bu konforun sürmesi için yapması gereken de basitti; her yemekten sonra bir iğne… ve bir ”film”.

Ama hiçbir şey bu kadar basit değildi. bir koltuğa kayışlara bağlanmak ve göz kapaklarına kıskaçlar tutturulması, zorla izletilen o filmlere katlanmak hiç de kolay değildi. Ölmek istedi…

Sonunda anladı ki koluna enjekte ettikleri o ilaç vicdandı. 15 günlük eğitimin ardından doktorların ona insanlık dışı görüntülerden oluşan filmler seyrettirdikleri oda, bir tiyatro salonu gibi düzenlenmiş, seyirciler de yerlerini almıştı. Alex’e ilk kez bıçağını da vermişti doktorlar. Alex sahneye çıktı ve binbir hakaret ve küfürü kendisine eden oyuncuyla karşı karşıya kaldı. Aklından kötü bir düşünce geçtiğinde olduğu gibi yine dayanılamayacak fiziksel acılar çekmeye başlayan Alex, ancak erdemli şeyler düşündüğünde acılarından kurtulacağını anlamıştı. Ve sonunda kendisine hakaret eden adamın ayakkabıları yalamaya başladı. Ama rahip tutkunun korkudan üstün olduğunu söylüyordu. Ardından dekolteli kadınlarla sınandı.

Otomatik Portakal Kavga

Alex’e iyileştiğini söylediler. Ama insanlığından çıkmıştı. Vicdan ona enjekte edildiğinden beri seçme hakkı yoktu.

Ailesine döndüğünde orada yaşayamayacağını anladı. İntihar etmek istedi. Ve gittiği kütüphanede arkadaşları ve daha önce zarar verdikleri adam tarafından dövüldü. Bırakıldığı başka bir yerde yerinden kalkıp yürüdü. Gördüğü ilk tabelada ”YUVAMIZ” yazıyordu. Alex çetesiyle birlikte girdiği yazarın evi olduğunu anladı. Adam o sıralarda Otomatik Portakal adlı kitabı yazıyordu. Çete kitabın sayfalarını tek tek yırtmış, adamı dövmüş ve karısına da tecavüz etmişlerdi. Yazar ona barınması için bazı imkanlar sundu. Onu gazetelerden tanıdığını, insanları otomatikleştiren bu sistemi yok etmek için kullanmak istediğin anlattı. Bu kez de yüksek sesle klasik müzik dinletiliyordu kendisine. dinlerken laboratuvardaki görüntüler geldi aklına,, çıldırmak üzereydi. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu kaçmaktı. Alex ağrılar içinde binadan atladı. Her yeri kırık içindeydi ama ölmemişti. Alex’in intihar denemesi ile bu deneylerden vazgeçildi.

Alex en sonunda bakanın kendisine hediye ettiği pikapı dinlerden acı çekmiyordu.

Seçme hakkıysa insanı insan yapan, o artı insandı. Ama etrafı kana bulamak için gün sayan, vicdanı olmayan bir insan…

İnsanı insan yapan ya da insanlıktan çıkaran, doğduğu an ruhunda bulunanlardı. Ve yeryüzünde var olan hiçbir güç, kişinin doğuştan sahip olmadığı bir şeyi ruhsal dengesini bozmadan ona kazandıramazdı.

Türk Tarihi ve Kültürü